Yüreğe dokunan, insana yazı yazdıran film.
Nedir iyi film? Benim gibi oyunculuk konusunda hassas, ayrıntılar konusunda takıntılı film müptelaları için değil genel geçer anlamda bir soruysa eğer nedir? Sinemasal dili, çekim kalitesi, türk filmlerinde genelde sorun yaratan ses kalitesi, cast seçimi, senaryonun akıcılığı vs… Gibi kriterlerin dışında nedir? Sanıyorum herkes buna katılacaktır ben sağlamasını birkaç sevdiğim film için denedim size de tavsiye ederim ve cevabı şöyle buldum; salondan çıktığınızda size daha önce aklınıza gelmemiş ya da sormaya korktuğunuz -ya da belki sürekli sorup durduğunuz da olabilir- bir soru sorduran kendinizi sorgulatan, ‘ben olsaydım’ dedirten içselleştirebildiğinizdir.
Samimi bulmadığınızı içselleştiremezsinizde ancak yüreğinize dokunan bir film başarabilir bunu.

İstanbul’da kar bekleniyor ama hayret lodos var hava erken kararmasa hani güzel bir sahil yürüyüşü bile yapılır. Macera yaratmadık havanın güvenilmezliğine bakarak günlerden pazar o halde sinema günü yapalım dedik, benim yeni keşfetmeye başladığım -çok heyecanlı oluyor- anadolu yakasında buluştuk arkadaşla sanki başka şehirde gezer gibi hissetmenin hazzı bir yandan diğer yandan lodos bir hava film seçmeye çalışıyoruz. Popüler kültürün ‘git mutlaka gör’dediği avatar filmi, donuk bakışlı güzel kadınlarla süslü iki farklı türk filmi ve seansları uymayan başka filmler ve fragmanını izleyip ‘gitmeli’ dediğim o film. Eğlence olsa kolay sürüklenebilirim itirazsız ama iş oyun seçimi ya da film seçimine gelince maalesef biraz cadılık yapıp kendi isteğime çekebiliyorum arkadaşlarımı. Neyseki hayalkırıklığı olmuyor iki kere seviniyorum filmden çıktığımızda arkadaşımın beğenisiyle…

Başka dilde aşk; öncelikle kolaya kaçmak varken zoru seçmesiyle fark yaratan bir film.
Bizlerki hep idealize edilmiş aşk hikayeleriyle büyütüldük, doğum yaparken bile sahneye çıkar gibi makyajlıydı esas kızlarımız ve esas oğlanlarımız çok afilliydi. Öteyandan kavuşma sahneleri yanak yanağa biterdi belleğimizde. Biz büyüdük ve kirlendi dünya bu sefer sex satar ilkesiyle yapıldı filmler ya da festival filmlerinin sıkıntılı sevişme sahnelerinde gördük yatak odasını. Gel gör ki bu sahneleri kim sahiplenir kim içselleştirebilirdi?!

Artık sinemamızda modern ve unutulmaz çiftler-öyle gözüküyor gibi- izleyebiliyoruz. Henüz ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ gibi ezberlemiyoruz replikleri ya da milyonuncu gösterimi olmasına rağmen ‘Sultan’la karşılaştığımızda ağzımız açık izlediğimiz gibi izlemeyeceğiz her gördüğümüzde bu filmleri ama şimdiden doğan çocuklarına ‘Ada’ ismini veren insanlar var etrafımızda ada ve onun Issız Adam’ı var ve şimdi sessiz onur ve onun cesur Zeynep’i var beyazperdede.

Herkesin kendini bir şekilde eksik hissettiği hissettirildiği bir çağda esas oğlan ve esas kızımızın ütopik değil gerçek varlıkları vuruyor bizi…

Filmin öyküsü
Esas oğlanımız diliyle konuşamıyor herkesin konuştuğu dilden seslenemiyor esas kızımıza ve esas kızımız yorulmuş zaten gürültüden gereksiz lakırdıdan, öyle naz niyaz yapmıyor atıyor kendini cesurca aşkın kollarına –halbuki ne ayıp şey değil mi başlıklarda irdelenen ilk günden sevişen terbiyesiz kız olmak- ve önyargılar… Bir kez bile bakmadan eksik olarak yargıladıkları adamın gözlerine esas kızımıza karşı gelenler kendi normal buldukları ilişkilerindeki anormal saçmalıkların acısıyla saldırıyorlar bu ilişkiye. Anne babalar hayatımızın yönetmen koltuğu onların, doğaçlamaya izin vermezler kendi yazdıklarının dışına çıkmamızı istemezler. Canımız yanmasın diye canımızı yakıp korktukları için koruma kisvesiyle hapsetmeye kalkarlar. Aileler ya da arkadaşlar için bir sınavdır bu onların insanlığını ölçmek için bir sınav onların senin gözünün içine ne kadar baktığını ölçmek için bir sınav öyle ya baksalar o korumaya çalıştıkları güzel kızın gözlerine aşkı görecekler ve kim kimi aşktan koruyabilir! Kaldı ki ne gerek var!

Bir eksikliğin yerini başka artılarla tamamlarsın ya; o sessiz dünyanın artılarıyla gülümsüyoruz, gereksiz sözlere ve yalanlara yer olmayan bir ilişki düşünün, her zaman göz göze olmak zorundasınız ilişkinizin devamı için şiir, yazı, dokunuş oluyor diliniz…

İletişim hatalarının sonucudur ya kavgalar pek tabii bu ilişkide de oluyor ama asıl eksiklik sinirine hakim olamamaktır –kendimden de maalesef iyi bilirim-, asıl eksiklik seni istemeyen birine ısrarcı davranmaktır yani anlayışsızlık, bencilliktir, asıl eksiklik kaybettiğin bir sevgilinin ardından pişmanlığa yenik düşmektir, asıl eksiklik anneliğin vesveselerine yenilmektir, asıl eksiklik şuh kahkahalar ve lüzumsuz gevezeliklerle doldurduğun hayatında vizyonunu genişletip farklı bakamamak, kendini eleştirememek, kendini bilememektir…

Filmde öyle çok eksik karakter varken -ki oyunculuklarla tam anlatılmış eksiklikler- onur’un sesinin çıkmıyor oluşu batmıyor bize o öyle güzel bakarken sevdiği kadının gözünün içine…

Türk filmlerinde çok sık rastlanılan bir sıkıntı vardır ki pekçok konu anlatmaya çalışmak ve sonucunda asıl konuyu es geçmek ya da boğmak seyirciyi, bu filmde de pek çok yan konu çıkıyor karşımıza ama hepsi filmin naifliğinde bağırmadan anlatıyor derdini. Çok kısa bir sürede olsa o çileli çağrı merkezi iş ortamını görmüş biri olarak sorunlara karşı örgütlenilmesi, diğer taraftan kürek takımı ve işitme engellilerin toplumsal ve pratik hayattaki sorunları çok güzel parantezlerle verilmiş. Türk filmlerinin olmazsa olmazı mantık hatalarıda vardı ama genel anlatımın güzelliğinin yanında çok takılı kalmadık o hatalarda.

Film bittiğinde yutkunuyoruz; en büyük eksiklik yürekte olandır o tamamlanamaz ama diğer eksiklikler sevgiyle tamamlanabilir diye hissediyoruz ve soruyoruz o soruyu eğer içimiz soğuk değilse vicdanımıza değil mantığımıza kalbimize soruyoruz umarım içi buz tutanlarda vicdanına soracaktır…

Aynı dili konuştuğumuzu sanıp anlaşmayı başaramadığım sevdanın acısını tatmış biri olarak benim cevabım belli ve bir kez daha anlattı bu film bana ‘eğer birini istiyorsan hayatında onunla yürümek istiyorsan bahane yoktur, kalbindeki sevgi tam olduğunda tüm eksiklikler tamamlanır’.tabii Arago’nun mısraları da bir gerçek “…sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları / ölmek daha kolaydır sevmekten / bundandır işte benim yaşamaya katlanmam sevgilim…”

Filmden çıktığımızda buz kesmişti hava ama içimizde esiyordu bu sefer lodos, mor ve ötesi çalıyordu zihnimizde…