Hiç Varolmayan Birine Aşık Olmak / Taner Özbek

Edvard Munch

Bu durum Divan Edebiyatı’na çokça konu olmuştur. Her ne kadar şiirler aşk için yazılmış olsa da (bu bazen bir insan yani mecazi aşk ya da ilahi aşk olabilir) aşık olunandan çok aşkın kendisi daha önemlidir. Hatta bazı şairlerin uğruna şiirler yazdığı kadınlar bundan etkilenip karşılık verdiğinde yine bu şairler, sırf bu nedenden dolayı karşılık bulan aşkına kayıtsız kalmıştır. Onlara göre birini sevmek aşk ise, karşılık bulan aşk o andan itibaren meşk olur. İş budur ki, amaç aşkın kendisini kaybetmemektir. Bu biraz Platon idealizmine benziyor.

Aslında kimi divan şiirleri okunduğunda gerçekten bir kadına mı yoksa tanrı için mi yazıldığı pek belli olmuyor. Burada amacın mecazi aşktan ilahi aşka ulaşmak olduğunu düşünüyorum. Bu da ancak aşkın en saf, duru hali ile olabilecek bir durum. Yani meşke düşmeden, o saflığı koruyarak…

Ne olursa olsun, Yunus Emre’nin kelime kelimesine olmasa da, şöyle bir dizesini hatırlıyorum; “yoktur ki cihanda ademoğlu, aşksız ola. Ya bir insana ya da bir nesneye aşıktır.”

Aşkın bir karşılığı olmalı mı ya da insan karşılıksız mı sevmeli? Bu tarih boyunca hem düşünürlerin hem edebiyatçıların üzerinde kafa yorduğu bir mevzu olmuştur. Ya da “beni ben olduğun için mi seviyorsun?” sorusuna en az bir kere muhatap olmuştur insan. Olmamış olsa bile “beni neden seviyor?” sorusunu, insan en az bir kere kendine sormuştur. İşin özü aslında aşkı nasıl anlamlandırdığımızla ilgili. Meşk isteyen için aşka karşılık bulmak önemlidir, aşk isteyen için sevmek daha önemlidir. Hepsi aşk, ama başka başka…

İnsan nasıl severse sevsin, her şeyden önce insan gibi sevmeli. Bir insana yakışır gibi. Neyi sevdiğinden çok nasıl sevdiği daha önemli. İlla bir kadın ya da erkek olması gerekmiyor. İnsan bir hayali de sevebilir. Bir umudu, sosyalizmi, tanrıyı ya da bir ağacıda sevebilir. Bizi değerli kılan neyi sevdiğimizden çok nasıl sevdiğimizidir. Nasıl seversen sev ama önce insan gibi sev. İnsanı sev! Keza Francis Bacon; “evlilikteki sevgi insanı çoğaltır, arkadaşlıktaki sevgi insanı yüceltir, uçarı sevgi her şeyi bozar yozlaştırır.” der…

Aşk acısının en kırılgan tarafı, benim bu kısıtlı zamanda gözlemlediğim kadarı ile, aşkın bir kişiden bağımız olamaması. Lakin birini seviyor ve her şey onun buna karşılık vermesine bağlı ise; ya çok mutlu olursunuz ya da hayal kırıklığı yaşarsınız. Mutlu olmak dediysem bu hep böyle süreceği anlamına gelmez. Bir şekilde aşkı, sevdiğiniz insandan öteye götürmek gerekiyor. Yani birini sevmek size insanları, doğayı ya da inançlı biri iseniz tanrıyı sevmenize ışık tutmuyorsa, başka bir deyişle; aşkınız, o kişiden öteye gitmiyorsa karşılık bulmadığınız her an acı, bulduğunuzda ise bir daha ki sefere daha fazlası gelmeyince yine acıdır. Belki bu yüzden günümüz insanın aşk dediği şey bu kadar basit daha doğrusu bayağı ya da kısa süreli oluyor. Slavoj Zizek, birini sevmenin aslında bencillik olduğunu söylüyor. Birini çok severseniz diğer insanları daha az seversiniz diye söylüyor. O galiba, bugünün aşk anlayışından bahsediyor. İnsan pekâlâ birini severken insan ve doğa ile olan bağını koparmadığı sürece bencilleşmeyebilir. Belki Zizek, doğa ile bağını koparmış modern insanın kendi aşk sancısını kastediyor da olabilir. Kendisine sormak lazım…

 
Editör Notu: Yazar, gerçek ismini kullanmak istemediğinden müstear isim olarak Taner Özbek dedik. Kendisine teşekkür ediyoruz.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.