Son Ada / Murat Mutlu

 

  İnsanların hayatına nasıl müdahale edersiniz? Yapmak istediklerini engelleyerek mi, düşüncelerinizi kabul ettirerek mi, yoksa onları öldürerek mi? Gücünüz yetiyorsa bile öldürmeyi göze alamıyorsanız, bu yüzden yaşamalarına sebep olanları yok etmeye çalışacaksınız. Öldürmeye gücünüz yetiyorsa bunu da yapabilirsiniz…
      Yaşama sebep olanları yani hayat bağlarını bulmaya çalışırsınız bunları bulduktan sonrası kolay. Ama siz bunu daha iyi hayat vs. için yaptığınızı için söyleyin ki tepki almayasanız ya da fark edemesinler.
      Şimdi yaşadığınız ortamdan sıyrılıp çok az kişinin bildiği ve anakarada ne olup bittiğini haftada bir gelen vapurun getirdiği gazetelerden öğrenen bir adanın 40 sakininden biri olduğunuzu düşünün. Yıllar önce bir kişinin aldığı sonra da eşi dostu adaya yerleşmesi için davet edilenlerden biriymiş gibi…
      Ana karadaki gibi orda da paraya ihtiyacınız olacak; ama haftada bir gelen vapurdan alışveriş yapmak için. Onun dışında bir de küçük bakkalınız var. Korkmayın, para kazanmak için ortak bir işiniz var. Çam kozalaklarından fıstığın gelirini paylaşıyorsunuz sonuçta elinize hatırı sayılır bir para geçiyor. Yüzmek için rüzgarın durumuna göre farklı koyları seçme imkanı, ağaçlıklı bir yol, bahçesinde iç açıcı kokular saçan çiçekler olan bir eviniz  ve elbette sevdikleriniz var. Çoğu kişiye ne hoş geliyordur bunlar . Baksanıza hayat bağlarına… Siz o adada ülkedeki her şeyden, siyasi cinayetlerden, sokak çatışmalarından, şehrin hengamesinden soyutlanmış mükemmel bir hayat sürüyorsunuz… Hayır, siz o adanın bağlı olduğu ülkede yaşamıyorsunuz. Hatta o dünyada yaşamıyorsunuz; çünkü ülkenizin muzdarip olduğu konulardan dünyadaki diğer ülkelerde nasibini almış. Cinayetler, tutuklamalar, gündüz gözüyle sokak çatışmaları, korku…
      Adadaki herkes gibi davet üzerine geldiği adada yaptığı evi satılığa çıkarır. Şansa bakın ki o evi emekliliğini sakin bir şekilde geçirmek için alan biri çıkar. Onu çok iyi karşılayacaksınız ya da zorundasınıdır. Kimbilir. Ama adam otoriterdir ve müdaheleyi sever. Ağaçlık yolla başlar işe adanın görüntüsünü bozuyor diye. Yolun yeni, haline alışamayan martıların hareketinden korkup düşen ve yaralanan torununun intikamını almaya çalışan adam, adaya ikinci müdahalede bulunacak ve martılara savaş açacak; siz istemeye istemeye bu savaşa katılacaksınız. Başedemeyeceksiniz bu yüzden martı yumurtalarını yiyen tilkileri adaya getirteceksiniz.Yine şansa bakın ki, öldüre öldüre bitiremediğiniz martılara çözümü adamın mükemmel fikri sayesinde bulacaksınız. “Düşmanın karşısına başka bir düşman çıkartarak.” Burayı not alın. Martılar azaldı; ama bu sefer de yılanlar çoğaldı, hatta adanızdaki birini öldürdü, sizi ısırmasından sevdiğiniz kurtarıyor. “Düşmanın karşısına başka bir düşman çıkartma” taktiğini bu kez yılanlar için kullanacaksınız bunun için adaya leylek getirtmeye çalışacaksınız. Bunu için getirttiğiniz ünlü kişinin planı işe yaramaz ve siz bunu farkedinceye kadar o gün adaya gelen vapurla çoktan ayrılmıştır adadan. Ne yapacaksınız? Çaresiz eldeki tek silahı kullanacaksınız ,martıları… Bunun için önce tilkileri halletmeniz lazım. Malum onlar da baya çoğaldı oysa sadece 10 çifttiler… Martılarda yaptığınız gibi tek tek öldürmeye çalışacaksınz; ama bu çözüm olmaz. Bu yüzden o meşhur taktiği bir daha kullanacaksınız. Başrolde yangın var bu kez… Bu arada tüm bu olanlar yüzünden ada sakinleriyle aranız bozulacak; ama olsun “her şey ada için.” Yangını başlattınız ve yine şansa bakın ki rüzgar bir anda ters esti ve yangın adayı küle çevirdi. Şimdi düşünün; bağlardan ne kaldı?
      Başarısız olduğunu gören adam adadan ayrılmaya karar verir. Bunu ada sakinlerine söylediği sırada martı katliamına sizinle birlikte katılmayan birkaç kişiden biri olan bakkalın sağlıksız çocuğu adamın üzerine atlar ve ikisinin hayatı kayalıklarda son bulur. Ertesi gün adaya askeri bir gemi gelir, sizi adadan alıp ülkenin en ünlü cezaevine götürecek. Çünkü adaya gelen adam devletinizin başına ihtilalle gelen, anarşiyi önlemek için her grubun karşısına başka bir grup çıkararak yok etmeyi hedefleyen kişinin ta kendisi. Anlayacağınız gibi ülkenizde başarısızlığın cezasını emekli ettirilerek ödeyen başkan, adadaki başarısızlığını ise hayatıyla ödedi.
      Başkanın ödemesi gereken bedel için sizin ” Son Ada”nızı kaybetmeniz gerekiyormuş…
      Son Ada’nın öyküsü bu. Bir anlamda Türkiye’nin. Son Ada’yı okurken evet burası bizim ülke, burası Türkiye ve orda yaşananlar çok değil 20 – 30 yıl önce olanlar.
Yaşınz yetiyorsa hafızanızı, yetmiyorsa imkanlarınızı (hiç olmazsa birkaç internet sitesi dolaşın bu konuyla ilgili) zorlayın.“Sol”cuların karşısına “Sağcı”ların çıkarıldığı dönemleri. Yakılan Alevi aydınlarını, öldürülen binlerce genci düşünün.Adanızdaki martı, tilki, yılan, yangın… ne çok benzerlik var. Yaşınız yetmiyorsa bile bunlardan haberdar, (en azından duymuş) olmalısınız. Bu ülkenin gerçeği bunlar Uğruna binlerce yıldır öldüğümüz \ öldürdüğümüz bu toprakların yakın zamandaki gerçekleri bunlar. Kitabın yazarı, bu gerçekleri yaşayan, maruz kalan bir aydının, Zülfü Livaneli. Kendini ve ülkesini bu coğrafyadan beslenen sanatıyla anlatıyor. Sevdalım Hayat‘ını okurken çok daha iyi anlıyorsunuz bunu.
      O dönemleri kalkıp analatacak değilim. Buna hem yaşım, hem bilgim hem de konumuz müsade etmiyor.
      Kitabın arka kapağında yazdığı gibi “…alegorik bir biçimde ele alıyor.”


      “Son Ada”, akıcı üslubuyla, betimlemeleriyle ve gerçekleriyle farklı bir tad bıraktı. Kendinizi ödüllendirmek istiyorsanız bu kitabı okuyun derim…

Zülfü Livaneli

Murat Mutlu

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.